Ve gelinen aşamada egemen eşitliğine dayanan bir dünya düzeni kurulmuştur.
Milattan öncesinden birinci dünya savaşına kadar geçen zamanda tarihte üzerinde güneş batmadığı imparatorluklar kurulmuş ve yıkılmışlar.
MÖ336-MÖ323 Makedonya imparatorluğu.
MÖ27-MS 395. Roma imparatorluğu.
395-1453 Bizans imparatorluğu.
962-1806 Kutsal Roma-Cermen imparatorluğu.
1206-1294 Moğol imparatorluğu.
1299-1923 Osmanlı imparatorluğu.
1492-1898 İspanyol imparatorluğu.
1707-1801/1801-1927 Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik krallığı. 1547-1727/1727-1917 Rus Çarlığı- Rus İmparatorluğu.
1804-1815 1. Fransa İmparatorluğu.
1804-1867/1867-1918 Avusturya- Macaristan imparatorluğu.
1871-1918 Alman İmparatorluğu.
1933-1945 Nazi Almanya’sı.
1922-1991 Sovyet sosyalist cumhuriyetler Birliği.
1776 Amerika Birleşik Devletleri gibi bazı süper güçlü devletlerin, doğru yönetildikçe yaşadığını, kimileri de arkalarında küçük bir bakiye bırakarak tarih sayfalarındaki yerini aldığı bilinir. Acaba söz konusu bu devletlervarlığını uzun dönemlerde tehdit edecek olan gelişmeleri fark edebilen, kendini eleştirebilen, değişim ve dönüşüm yeteneğine sahip olup olmadığının bilincinde olsalardı tarihin akışı hangi yöne olurdu. Sanırım bu konu tartışılmaya muhtaç. 1648 Vestfalya Barış Antlaşması sonucunda, egemen eşitliğine dayalı olmayan devlet düzeni sarsılmaya başlamış. O tarihten itibaren uluslararası güç dengesi değişmeye başlamıştır. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından yaşanan en önemli gelişme, imparatorlukların yıkılması ve onların yerine birçok ulus devletin kurulmasıdır. Devlet kavramını tanımlamak için günümüzde çeşitli görüş ve teoriler ortaya atılsa da en fazla kabul edileni Jellinek (1990)'in “Üç Unsur Teorisi” olmuştur. Bu teoriye göre devletin ilk unsuru bir insan topluluklarıdır. İkinci unsur ise, bir toprak üstünde hukuki örgütlenme olmasıdır. Son unsur, topluluğun toprak üzerindeki egemenliğinin varlığıdır. Bir devletten söz edebilmek için tüm unsurların bir arada mevcut olması gerekir. Bu unsurlardan biri eksik olursa diğerlerinin devlet olmaya yetmeyeceğine inanılır. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ise çok sayıda halk, Birleşmiş Milletler kararıyla kendi kaderini tayin hakkını kullanarak bağımsızlıklarını ilan etmiştir. Bazı halklar da ya devlet kurma bilincinde değillerdi yâda o günün dominant güçleri dünyada bazı ihtilaf noktaları bırakmak için onların devlet kurma larına engel oldular. Bu gün Dünyada birleşmiş milletlere kayıtlı 195 devletin varlığı biliniyor. Bu devletler farklı kültür, farklı çıkar, farklı motivasyonlarlabir uluslararasısistemin içinde yaşaması beraberinde güvenlik, ekonomik, sosyal, siyasal ve hukuksal sorun üretiyorlar. Bu devlerden bazılarıUluslararası sistem içerisinde devletleşme sürecini tamamlamış, topluluğun hassasiyetlerini dikkate alarak, onların sosyal, sınıfsal, dini ve etnikfarklılıklarını dikkate alarak ezici çoğunluğunun rıza gösterdiği bir toplumsal sözleşme güvencesi ile birer refah toplumu, insanlarına yurttaşlık bilinci ve yurttaş olmanın görev ve sorumluluklarını doğru tarif ederek başarılı birer demokratik hukuk devletioluşturdular. Geride kalan elli/altmış kadar devlet ise gelişmiş devletlerin sistemlerini taklit ederek, kendi toplumlarını oluşturan bileşenlerin rızalarına başvurmadan ısmarlama anayasa metinleri hazırlatarak, toplumun refah, güvenlik, sosyolojik farklılıklarını, sosyal, siyasal etnik ve sınıfsal farklılıklarını dikkate almadan birer başarısız devlet oluşturdular. Başarısız devletler genellikle dünyanın zengin yeraltı kaynaklarının olduğu bölgelerde bulunuyor olmaları, farklı bir sıkıntı nedeni. Bu uzun olmayan makalede konumuz başarısız devlet. Başarısız devlet terimi ilk defa 1990 lı yıllarda Somali’deki durumu açıklamak için kullanıldı. Çünkü başarısız devletler nedeniyle ortaya çıkan sorunlar uluslararası bir boyut alır, muhatapsız ve asimetriktir. Bu nedenle dünyanın tamamını etkileme kabiliyetine sahip bu problemin nasıl çözüme kavuşacağı da günümüzün temel sorusudur (Cojanu& Alina, 2007)yaşanan bunca gelişim, değişimlerin yanında, Modern dönemin devletleri, gelecek planları yapabilen, varlığını uzun dönemlerde tehdit edecek olan gelişmeleri fark edebilen, kendini eleştirebilen, değişim ve dönüşüm yeteneğine sahip olan bir yapılanmaya sahip olmasıdır. Devletler ebedi değildir, oluşumun, değişimin ve de zamanın geçişlerindeki tarihi olaylara yenik düşerler.( İstanbul’un fethi gibi tarihin akışını değiştiren olaylar gibi) Bu perspektif ile devletleri güçlü, zayıf, kırılgan yâda başarısız gibi kategorilere ayırmak mümkün. "kendi kendine yetemeyen devlet" olarak tanımlanırKüreselleşmenin yarattığı atmosferde oluşan sinir sistemi, etkileme ağı, herhangi bir devlette meydana gelen müspet yâda menfi bir değişimin/gelişimin tüm uluslararası sistemin sinir uçlarını harekete geçirir. Özellikle iç egemenliklerini sağlayamayan, ana işlevlerini yerine getirmekte zorlanan devletler, insan hakları ihlallerinin ve çok sayıda sorunun sıklıkla yaşandığı, başarısız olarak tanımlanan bu devletlerin uluslararası ilişkiler üzerindeki en derin etkisi, sebep oldukları küresel ve bölgesel güvenlik sorunlarıdır. Çünkü bu devletler mevcut düzeni kendi başlarına değiştirme kapasitelerine sahip olmasalar bile, verdikleri zararlar ile komşularının ve bölgelerinin güvenliğini tehlikeye atmaktadırlar. İşlevsel devletlerin görüntüsünü taklit ederek devletlerinin işlevsizliğini gizlemeye çalışırlar.Batı dünyası, yâda gelişmiş başarılı devletler, başarısız devletler hakkında endişelenmekte ve onları güvenlik tehdidi olarak görmektedirler. Başarısız devlet halkını etkili bir şekilde yönetme yeteneğini yitirmiş, yasal olarak egemenliğini korurken siyasi güç, hukuk uygulaması, sivil toplum çöküş yaşar. Devlet rutin demokratik yaşamın dışına çıkar, bu da dünyanın karşı karşıya kaldığı en önemli güvenlik açmazlarından biri haline gelir. MexWeber’in siyasi teorilerine göre, bir devlet sınırları içerisinde fiziksel gücün meşru kullanımında tekel sahibi olmak olarak tanımlanır. Bu bozulduğunda örneğin (savaş ağalarının, yarı askeri grupların, yozlaşmış polisliğin, silahlı çetelerin veya terörizmin baskın varlığı ) devletin varlığını şüpheli hale getiriyorsa, o devlet, başarısız bir devlet haline gelir. Başarısız devletlerin ortak özellikleri arasında, hükümetlerin halkını vergilendirememesi ve kontrol edememesi, kayıt dışı ekonomik yaşamı denetleyememesi yâda denetlememesi, sınırlarını ve topraklarını kontrol edememesi, siyasi ve sivil sorumluluklarını yerine getirememesi, yaygın yolsuzluk ve suçluluk, devlet dışı aktörlerin varlığı, mültecilerin varlığı, nüfus hareketliliği ve toplu iç göçler, ekonomik çöküş, askeri müdahaleler ortak özelliklerdir.Ottaway ve Mair (2004)'e göre uluslararası istikrarın sağlanması açısından iflas riski bulunan ve iflasın eşiğinde olan devletler ciddi bir tehdit oluşturdukları ifade edilmektedir. Bu devletler uyuşturucu ve silah kaçakçılığının merkezi haline gelir. Yurt içinde vatandaşlarına gerekli kamu hizmetini ve güvenliğini sağlayamamaları nedeniyle istikrarsız hale gelmeleri kaçınılmazdır. İstikrarsızlık bu devletlerin sınırlarının ötesine geçmekte ve komşularını etkileyen çatışmalar da ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, artan devlet başarısızlığı, devletsiz toprakların artış göstermesi anlamına gelmektedir. Bu durum uluslararası toplumun çözmeye hazır olduğu bir problem olarak görülmemektedir Kırılgan devlet endeksine göre, bir devletin başarısız devlet kategorisinde değerlendirilmesi için sosyal, ekonomik ve siyasi olmak üzere toplamda on iki gösterge bulunan üç gruplama yapılır Sosyal göstergeler Demografik baskılar, Mülteciler veya ülke içinde yerinden edilmiş kişiler, gurup şikâyeti, beyin göçü Ekonomik göstergeler Dengesiz ekonomik kalkınma, yolsuzluk ve ekonomik gerileme. Siyasi ve askeri göstergeler Devletin meşruiyeti, kamu hizmetleri, insan hakları ve hukukun üstünlüğü, güvenlik aygıtı, parçalanmış elitler, diş müdahale. Ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere bir ayaklanmanın varlığı, etkisiz bir polis gücünü düşündüren suç oranları, aşılması zor etkisiz bir bürokrasi, devlet otoritesine duyulan güvenin azalması, hükümetin halk üzerinde etkili kontrol sağlayamaması, yargı sisteminin tarafsızlığını kaybetmesi, yargısal etkisizlik, yüksek işsizlik, yoksulluk, devlet bütçesinin kötü yönetilmesi, iç savaş, terörizm, organize suç örgütleri, eğitim ve sağlık altyapı hizmetlerinin işlevsizleşmesi, halkın temel ihtiyaçlarını karşılayamaması, halkın kitlesel göçü veya zorla yerinden edilmesi, azınlıkların baskı altına alınması, siyasete askeri müdahale ve bölgesel aktörler tarafından ulusal otoritenin etkisine rakip olacak unsurların varlığı. Sınırlı kapasiteli bu devletlerin, gerçekçi olmayan beklentilerle gelişmiş devletlerin sistemlerini taklit ederek aşırı yüklenirler. Bu ülkelerin gelişmiş ülkelerin devlet yeteneklerine ulaşması yüzyıllar alacağı gerçeğini göz önünde bulundurarak, kendi gerçekliklerine uygun kurumlar yaratılmasını, aşamalı reform süreçleri teşvik edilmesini ve gerçekçi beklentilerin önerilmesi kendilerine yapılacak en reel şeydir. Günümüz dünyasında altmışa yakın devletin başarısızlığa yakın ya da başarısız devlet olma potansiyeli taşıdığı biliniyor. Son yirmi - yirmi beş yılda söz konusu devletlerde yaşanan iç Savaşlarda veyahut düşük yoğunluklu çatışmalarda on milyonun üzerinde insanın hayatını kaybettiği biliniyor. Yüz milyonlarca insanın temel insan Haklarından mahrum bırakıldığı biliniyor. Örnek vermek gerekirse 2011 yılında başlayan iç savaş sonrası Suriye’nin başarısızlığa gidişi incelenebilir. Yarım milyondan fazla insan hayatını kaybetmiş, ülkenin nüfusunun büyük bir kısmı komşu ülkelere göç etmiştir. Başarısız devletler kurulan uluslararası düzen içerisinde ahengi bozan parçalardır. Başarısız devletler her şeyden önce bu düzen için gerekli olan ekonomik istikrar için bir tehdittir. Başarısız devletler genellikle dünyanın zengin yeraltı kaynaklarının olduğu bölgelerde bulunur. Bu durum öncelikle küresel ekonomik istikrar açısından sakıncalıdır. Dünya petrol rezervlerinin büyük bölümünün Orta Doğu'da ve elmas üretiminin neredeyse tamamının Afrika kıtasında gerçekleştiği düşünüldüğünde başarısız devletlerin etkilerinin ne derece büyük olacağı anlaşılmaktadır. Buna ek olarak çok uluslu şirketler istikrarsızlaşan bu devletlerde sosyolojik ve siyasi istikrarı düşünmeden, tamamen kendi çıkarları doğrultusunda faaliyette bulunabilirler. Bir devlet için öngörülen toprak bütünlüğü, güvenlik ve kamu hizmetlerinin sunumu gibi temel işlevlerin ya eksik yapıldığı ya da hiç yapılamadığı gözlenmektedir. Bu durumun sonucunda devlet kurumları işlevlerini yitirmekte ve devlet ve vatandaş arasındaki toplumsal sözleşme büyük ölçüde bozulmaktadır. Bahsi geçen bozulma sonrasında vatandaşlar ülke içinde kendi adaletlerini kendileri sağlamaya başlarlar. Bunun sonucunda ise Ülkede devlet otoritesine ve meşru güç kullanma tekelinin kullanılmasında, devlete alternatif silahlı gruplar oluşur. Bu gruplar zamanla belirli bir bölgeyi hatta ülke genelini ele geçirmeyi hedefler. Başarısız devletlerde yaşanan yönetişim eksikliği ise sınırları kapsamında yer alan suç gruplarıyla mücadele etme gücüne sahip olmadığı anlamına gelmektedir Devletlerin başarısız olmasında başlıca etken, devletin egemen gücünü kullanamamasıdır. Devletler, egemen güçlerini kullanamadıkları zaman, istikrarsızlığa davetiye çıkarırlar. İç egemenlik, ülke içinde genel mutabakatı gerektirirken, dış egemenlik diğer devletler tarafından uluslararası tanınmayı varsayar. Her iki tür egemenlik de birbirinden ayrı olarak gelişebilir. İç egemenlik ile devlet ve toplum arasındaki ilişkiye işaret edilmektedir. İç egemenliğin temelinde otorite yatar. Otorite de kaynağınıtoplumsal rızadan alır. Otorite, toplumun onu kabul edip içselleştirmesiyle var olur ve meşruiyetini elde eder. Bu noktadan hareketle, rıza, katılma ve meşruluk ne kadar yüksek ise, devletin amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik kontrolün kurulması da o kadar mümkün olur. Tabi devletin gücünü ehlileştirmek koşulu ile.
KAYNAKÇA
Bingöl, O. (2016). Başarısız Devletler, Kavramlar, Nedenler, Sonuçlar. Ankara: Barış Kitabevi.
Batır, K. (2017). Uluslararası Hukukta Devlet ve Başarısız Devlerler: Somali Örneği. ÇOMÜ Uluslararsı Sosyal Bilimler Dergisi, 2(4), 81-88.
Gözler, K. (2007). Devletin Genel Teorisi. Bursa: Ekin Basım Yayın. Öğüt, S. (2013). Başarısız Devlet Kavramının İncelenmesi. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 19(3), 163-177.
Özalp, O. N. (2014). Uluslararası İlişkilerde Başarısız Devletler Sorunsalı ve Bu Sorunsalın Uluslararası Hukuka Etkileri. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 72(1), 349-362.